Jeomühendislik gezegen çapında, iklim değişikliğini tersine çevirmek üzere yapılan bilinçli, büyük boyuttaki müdahelelere verilen genel bir isim. Küresel karbon salım seviyeleri arttıkça, çevre savunucuları jeomühendisliğe daha fazla yatırım yapılmasını savunuyor. Ama gezegeni kurcalamak bilinmeyen riskler içeriyor ve gezegen çapında yapılacak bir iklim müdahelesi oldukça karmaşık olabilir. Mesela, devletler ilk olarak, ısınmış bir dünyayı soğutma konusunda hem fikir olmalılar. Çünkü bu duru bazı ülkelere yardım ederken bazılarına zarar verebilir.

KARBONDİOKSİTİN ORTADAN KALDIRILMASI

Küresel karbon salımının ortalama yarısı, her yıl atmosferden doğal olarak yok oluyor. Geri kazanılan ormanlar veya planktonların hızlı büyümesini sağlamak için okyanuslara demir tozu serpmek gibi insanlar tarafından tasarlanan CO2  yok etme stratejileri genelde doğal süreçleri hızlandırmaya yarıyor. Başka bir yaklaşım: iki kuzey Amerikalı start-up şirketi ve İsviçreli bir şirket havadan az miktarda karbon toplayan tesisler inşa etti.

CO2 binlerce filtrelerle donanmış suni ağaçlarla yakalanabilir.

STRATOSFERİK SPREYLER

1991 yılında Filipinler’de bulunan Pinatubo dağı patladığında, stratosfere sülfür dioksit püskürttü. Bunun sonucu olarak, uzaya bir süre boyunca o kadar çok güneş ışığı yansıdı ki, dünya ortalama 0.5°C (0.9°F) derece soğudu. Bu olaydan esinlenerek, üst atmosfere sülfür parçacıkları enjekte etme fikri tüm diğer jeomühendislik fikirlerinden daha fazla ilgi uyandırdı. Ancak güneş ışımasını yönetmek, küresel ısınmanın etkilerini kısıtlı bir süre için gizlemekten öteye gidemez.

Harvard’lı fizikçi David Keith’in teorisine göre, 2070 yılına kadar 50 adet özel jetin, yılda bir milyon ton sülfürü dağıtması Dünyanın ısınma hızını yarıya indirebilir.

UZAY GÜNEŞ ŞEMSİYESİ

Uzaya güneş şemsiyeleri fırlatma fikri jeomühendisliğin kelimenin tam anlamıyla en uç teklifi. Trilyonlarca aşırı derecede ince, hafif diskler dünyanın yörüngesine, yani milyonlarca kilometre üstüne güneşi yansıtmaları için atılabilir. Ama bu küresel güneş şemsiyesini konuşlandırmak inanılmaz derecede pahalı ve zaman tüketici olur. Yirmi elektromanyetik roket fırlatıcı, on yıl boyunca her beş dakikada bir, 800000 adet diski uzaya göndermek zorunda olurdu.

“Şemsiye”, her biri, sürüklenmelerini engelleyecek, ayarlanabilir güneş yelkenleriyle donanmış, 16 trilyon küçük diskten oluşurdu.

DENİZ BULUTU TOHUMLAMASI

Dünyanın ortalama beşte birini kaplayan deniz bulutları, hali hazırda gezegeni serinletmeye yardımcı oluyor. Ebatlarını büyütmek demek, daha fazla serinlik demek. Fizikçi John Latham yansıttıkları güneş oranını arttırmak için bulutlara su damlacıkları enjekte etmeyi teklif ediyor. Mühendis Stephen Salter ise insansız, uydu ile kontrol edilen, rüzgarla işleyen gemilerin okyanuslarda dolaşarak havaya deniz suyu fışkırtmasını teklif ediyor. Bu 2 fikrin hala test edilmesi gerekiyor.

Alçak seviyeli deniz bulutlarını deniz suyundan yapılmış bir spreyle tohumlamak, güneş ışınlarını dünyadan uzağa yansıtma becerilerini iyileştirirdi.